Başarısız olan ERP mi? Proje Yönetimi mi?

Kurumsal iş çözümlerinin en önemlisi ERP yazılımlarıdır.

Tüm dünyada yüksek bir hızla ilerleyen teknoloji ve dijitalleşmeye dayalı gelişmelerin karşısında ayakta kalabilmek, süreç ve operasyonları daha etkin yönetebilmek, maliyet, karlılık ve raporlama gibi kritik konularda geride kalmamak büyük önem taşımaktadır.

ERP yazılımlarının bu noktada şirketlere sürdürülebilirlik, performansa dayalı takip, iç denetim ve verimli kaynak kullanımı gibi ciddi faydalar sağladığı bilinmektedir. Bu faydaları sağlayan süreç yönetimi ve sistem alt yapısına kavuşmak ancak doğru adım ve yaklaşımların sergilenmesi ile mümkün olabilir. Aksi halde söz konusu konfor alanına erişmek çokta kolay değil.

Şirketlerin birçoğunun ERP tercih sürecine girdiğinde, öncelikle ERP yazılımının markasına odaklı bir yaklaşım sergiledikleri, yazılımın adı ve markası ve söz konusu markayı kullanan birçok şirketin olup olmaması gibi kriterlere önem verdikleri görülüyor. Bu yaklaşım karar vericileri kısıtlı düşünmeye, acele etmeye ve dolayısıyla tam olarak analiz edilmeyen süreçlere dair yanlış kararlara götürmektedir.

ERP projelerinde en önemli aşama, süreç analizlerinin tüm faktörler göz önüne alınarak işletmeye dair iç ve dış çevresel etkenlerin masaya yatırılıp yapılmasıdır. Diğer bir ifadeyle ihtiyacın en detaylı bir şekilde ortaya konulmasıdır. Söz konusu detaylı analiz ve değerlendirmeler gereken derinlikte yapılmadığında projenin başarı şansı azalmaktadır.

ERP markası ne olursa olsun uygulama aşamasına geçildiğinde, süreç analizinde yapılan hatalı yaklaşımlar nedeniyle eksik bırakılan başlıkların sebep olduğu operasyonel aksaklıklar tek tek ortaya çıkmaya başlayacaktır. Bu noktada proje süreci içinde yer alan yetkililerin esasen eksik bıraktıkları noktalardan kaynaklanan kusurları ERP yazılımının üzerine bırakma eğilimine girdikleri görülüyor.

İhtiyacın tam olarak analiz edilerek ortaya konulması ile elde edilecek işletme iskeletinin gereksinimlerini karşılayabilecek ERP yazılımının tercih edilmesi çok daha başarılı sonuçlar verecektir. ERP yazılımının markası ne olursa olsun şirketler bu süreçte öncelikle kendi iş yapış şekillerini tekrar gözden geçirecek analizlere önem vermelidir.

Neye ihtiyacınız olduğunu tespit etmeden, ihtiyacı karşılaması düşünülen yazılımın tercihine dair verilecek bir kararın başarısızlıkla sonuçlanma olasılığı çok yüksektir. Bu sebeple esasen başarısız ERP yoktur. Başarısız yürütülmüş projeler vardır demek yanlış olmayacaktır.

Patron mu? Yönetici mi?

İşletmelerin varlıklarını sürdürebilmek için kar elde etmek zorunda oldukları, elde edilen karların en verimli ve etkin bir şekilde yine işletme hedef ve amaçları doğrultusunda kullanılması gerektiği herkesçe bilinir anlatılır.

Ancak bu KAR döngüsünü başarılı bir şekilde işletmek konusunda aşağıda en temel başlıklarını sıralamaya çalıştığımız profesyonel bakış açısının ÜST yönetimden sorumlu olan kişilerde bulunması gerekmektedir;

  • Gereken tüm ticari tedbirleri alarak sağlıklı işleyişi temin etmek,
  • İhtiyaca uygun teknolojileri işletme bünyesinde konuşlandırmak,
  • Tüm faktörleri göz önüne alarak uygun personeli uygun pozisyonlara yerleştirmek,
  • İletişim ve bilgi alışverişinin sorunsuz akışını sağlamak.

Ülkemizde faaliyet gösteren şirketlerin birçoğunun idare ve yönetim şekilleri incelendiğinde yukarıda bir kaçına yer verdiğimiz benzer bakış açısı ve yaklaşımların çoğunun söylem, teori veya kağıt üzerinde kaldığı görülmektedir. Şirketler için sürdürülebilirlik anlamında hayati öneme sahip olan profesyonel yönetim yaklaşımlarının sadece kağıtlarda yazılı kalmasının, uygulamada ise sıkıntılı durumların var olmasının birden fazla sebebi bulunmaktadır. Bunlardan biri de şirketlerin PATRON’ lar tarafından yönetilmeye çalışılmasıdır.

Patron şirketlerinde baskın kişilik veya aile bağlarından kaynaklanan iş akışları kendiliğinden süreci domine ettiğinden bu tarz işletmelerde işleyişi daha katılımcı hale getirmek pekte kolay olmuyor. Bu noktada şunu ifade etmek gerekir ki, PATRON profilinin öne çıktığı ancak işleyiş ve süreç yönetimi bakımından gerçekten profesyonel yönetim seviyelerini yakalamış şirketlerde yok değildir.

Ancak, Patron şirketlerinin yaklaşık %90’ı en başta bahsetmeye çalıştığımız varlık için kar elde etmek ve söz konusu karların hedefler doğrultusunda etkin bir şekilde kullanılması ve sürdürülebilirlik kriterlerine dair yaklaşım ve bakış açılarını sahaya yansıtma konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktadır.

İşletmelerde aşılamayan duvarların oluşmasına sebep olan tıkanmış alanalar ile ilgili tespit ettiğimiz bulguların bazıları;

  • Kara düzenin artık ihtiyaca cevap veremeyişinin tecrübe söylemi ile ört bas edilmesi,
  • Kalite anlayışının sadece sağlam ürün üretmek kısır düşüncesi ile sınırlı kalması,
  • Sürdürülebilirlik denince babadan oğula geçmek anlayışının yaygın olması,
  • Tembelliğin mükemmeliyetçilik ile gizlenme çabası,
  • Ekip ruhu ve toplam fayda gibi yaklaşımların yerine pozisyon, mevki ve kademe kaygıları.

İşletmeler Niçin Yönetim Danışmanlığı Hizmeti Almalı?

Yönetim Danışmanlığı Nedir?

  • Yönetim Danışmanlığı, kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren kurumların yönetsel sorunlarının tespitinde, veri analizinde, iyileştirme faaliyetlerinin geliştirilmesinde, sistemlerin kurulması ve uygulamaların devreye alınmasında yardım etmek üzere gerekli yetkinliklerle ve etik değerlere sahip uzmanlarca, sözleşme kapsamında bağımsız ve objektif sunulan profesyonel hizmettir.
  • Bir konudaki uzmanlık işletme yönetimi bilgisi ve işletmeye bir bütün olarak bakabilme yetkinliği ile birleştirildiğinde, yapılan bir işin veya değişikliğin topyekûn etkisini analiz edebilecek ve bunu kurum iş yapma biçimlerine ve kültürüne yansıtabilecek düzeye gelindiğinde Yönetim Danışmanı tanımı kapsamı oluşmaktadır.

Genel Olarak Sağladığı Faydalar Nelerdir?

  • Yönetim Danışmanlığı farklı branşlarda verilen danışmanlık hizmetlerini ve uzmanlık alanlarını kapsayan genel bir tanımlama olup yönetim danışmanları kurumlara; strateji oluşturma aşamasından, genel yönetim, proje yönetimi, iş kurma, pazarlama, bilgi teknolojileri, satın alma ve malzeme yönetimi, üretim teknolojileri, insan kaynakları, mali ve finansal yönetim, halkla ilişkiler ve tanıtım, bilişim teknolojileri, kalite yönetimi, araştırma, çevre gibi yönetsel konulara kadar çok geniş alanda çok yönlü destek vermektedirler.
  • Yönetim Danışmanı, bir kuruluşun; iş stratejisi, örgütsel yapısı ve iş yapma yöntemleri alanlarındaki sorunlarının, güçlü yönlerinin, iş fırsatlarının ve tehditlerinin araştırılması ve tanımlanmasını takiben kuruluşun vizyon, misyon ve stratejik hedefleri doğrultusunda sürdürülebilir rekabetçi yönetim yapısını oluşturmak üzere, uygun yönetsel önerilerin yapılması, tasarlanması, uygulanması ve izlenmesi süreçlerine destek veren nitelikli kişidir.
  • Yönetim Danışmanı, yönetim alanında değer oluşturmak ya da değişimi gerçekleştirmek amacıyla tavsiyelerde bulunur ve çözüm bulma ya da doğrudan aksiyona geçme yöntemlerini kullanır.

Danışman Tercihinde En Önemli Kriter Nedir?

  • Sözleşme kapsamında bir hizmet sunumu olan yönetim danışmanlığı işi, şirket yöneticileri yerine karar alma ve uygulama sorumluluğu değil; organizasyonun ihtiyaçları, beklentileri ve görüşlerinden bağımsız ve kişisel menfaat içermeden değerlendirme yapma, karar alma ve harekete geçirme fonksiyonlarıdır.
  • Bu sebeplerden ötürü, yönetim danışmanı, teşhis ve çözümleri değerlendirme yeteneği ile yeni yaklaşımları ortaya çıkarmak, çözümleri şirket kültürüne uyarlamak ve devreye almak, kurum personeli ve yönetim ekibinin teknik ve idari becerilerini geliştirmek için yeterli eğitim, deneyim, beceri, etik değerler ve disiplinler arası uzmanlığa sahip olmalıdır.

Şirketinizi İyi Tanımanız Dijital Dönüşümden Daha Önemli…

Dönüşüm kelimesi hali hazırda var olan bir durumun bir başka hal ile değişimi anlamına gelmektedir. İşte şirketlerin hali hazırda ki durumlarında sıkıntılar varken ilk önce süreçlerini analiz edip iyileştirme adımları atmaları gerekir. Bu adımlar atılmaya başlandığında şirket içinde olup biten ve devam eden iş ve işlemler daha net bir şekilde ortaya konarak iyileştirmeler yapılabilecektir. Tam anlamıyla analiz edilmiş ve tüm süreçleri olabilecek en iyi şekilde işleyen bir yapı dijital dönüşüme hazır demektir.

Şirketler faaliyet alanlarına göre 3 ana kategoriye ayrılmış durumdadır.

  • Üretim
  • Ticaret
  • Hizmet

Bir şirket hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin süreç yönetimi her koşulda var olan bir durumdur. Sağlıklı süreç yönetimi olmadan raporlama ve analiz yapılması, raporlama ve analiz olmadan sağlıklı kararlar alınması mümkün değildir.

Ülkemizin sahip olduğu genç nüfus ve coğrafi konum gibi avantajlara rağmen Kurumsal yönetim, ticaret pazarı payı ve Dünya markası olmuş şirket sayısı gibi göstergelerde hayli gerilerdeyiz. Bunun nedenleri arasında yukarıda saymaya çalıştığımız ana sebepler yatmaktadır.

Şimdilerde Dijital Dönüşüm trendi oldukça revaçta. Her geçen gün bu dönüşüm hikayesine yeni şirketler katılıyor. Ancak burada da ciddi hatalar yapıldığı görülüyor.

İşletmeler yalnızca yukarıda sıraladığımız faaliyet alanlarından dolayı değil, çok daha fazla nedenle birbirlerinden ayrı değerlendirilmelidir. Dijital Dönüşüm denilen olgu her şirket için aynı şekilde uygulanamayacağı gibi, her şirket Dijital Dönüşüm sürecine girmek zorunda da değildir.

Dijital Dönüşümün öncesi dediğimiz olgunluk seviyesi kavramı sürekli göz ardı edilen bir durumdur.

Ülkemizde faaliyet gösteren şirketlerimizin birçoğu;

  • Kendi iş süreçlerini ve iş akışlarını tam olarak oturtamamış,
  • Operasyon anlamında analizlerini yapıp en iyiyi yakalayamamış,
  • İnsan kaynakları yönetimini prensip haline getirememiş,
  • Kaynak kullanımını henüz verimlilik ölçümü ile gerçekleştirmemiş,

Durumda olduğundan bu şirketler için bilinen anlamda Dijital Dönüşüm süreçlerini başlatmak çok yanlış bir yaklaşımdır. Esasen planlama yapmadan uygulamaya geçmeye çalışmak ne kadar mantığa zıt bir durum ise, daha tam manasıyla kendini tanımayan şirketlerin Dijital Dönüşüm sürecine girmeleri aynı şekilde plansız hareket etmekten başka bir şey değildir.

Sonuç olarak, dijital dönüşüm öncesinde yapılması gerekenlerin, dijital dönüşümün kendisinden daha önemli olduğu aslında çok nettir. Ancak günümüzde Dijital Dönüşüm yaklaşımlarına bakıldığında konunun sürekli anlatılan ve reklamı yapılan tak kullan bir cihazdan bahseder gibi lanse edildiği görülüyor ki, maalesef başarısızlık ile sonuçlanan veya ciddi kayıplara yol açan projelerin sayısı oldukça fazla olmakla beraber, hala kendisi için gerekli olanın ne olduğunu tam olarak kestiremediği için Dijital dönüşümden ürküp bir kenarda bekleyen birçok şirket var.

İşletmelerin Dijital Karnesi

Tüm Dünya’da hızla yayılan ve gelişen Dijitalleşme pazarı birçok alanı etkilemeye devam ediyor. Bu alanların başında kurumsal iş yazılımları pazarı ve pazar müşterisi işletmeler geliyor.

Türkiye’de daha henüz E-Dönüşüm ve Dijital dönüşüm kavramları yerli yerine oturmuş durumda değil. Böyle olunca Dijitalleşmenin tam olarak sağlıklı gerçekleşmesinin önüne engeller çıkmaya başlıyor. Mevcut durumda operasyon ve işleyişi dijitale taşımak ile, kamusal alana ait sorumlulukları E-Dönüşüm araçları ile yerine getirmek arasında aslında net bir ayrım var iken, konunun tarafları arasında kavramsal bir karışıklık olduğu gözlemleniyor. Bu kavramsal karışıklık sadece işletmeler de değil, yazılım sağlayıcıları tarafında da görülüyor.

Dijital dönüşümün adımları ve süreçleri tam olarak sağlıklı bir şekilde yürütülemez ise bir süre sonra işletme tarafında kurumsal iş yazılımlarına karşı ciddi bir direnç oluşmakla birlikte, iyileştirilmesi gereken süreçler aslında basit sebepler yüzünden daha da kötü seviyelere geriliyor. Bunun neticesi olarak kaybedilen zaman ve paranın yanı sıra, ekonomik anlamda kaynaklar zayi oluyor.

İşletmelerin verimlik analizi ve sürdürülebilirlik gibi konularının konuşulabilir hale gelebilmesi için en temel anlamda üretim, maliyet, satış ve muhasebe süreçlerinin dijitalleşmesi gerekiyor. Bu temel işletme birimlerinin faaliyet verileri belli bir disiplin içinde kayda alınıp ve raporlanabilir hale getirilirse Kurumsal anlamda Kaynak Planlaması ve Yönetimi mümkün hale gelecektir.

Dijitalleşme denilen kavramı para ile satın alınarak bugünden yarına etki edecek bir hap gibi düşünmek veya bu yaklaşım ile hareket etmek hiçbir zaman fayda sağlamayacaktır. Öncelikle uygulama metodolojisinin doğru olarak ortaya konması gerekmektedir. Doğru tespit ve yöntemler ile doğru adımlar atıldığında, süreç zaman da alsa işletmeye fayda sağlaması kesin olan çözümlerin uygulama ve yaklaşım hataları sebebiyle başarısız birer projeye dönüştüğü çokça görülüyor.

Bu noktada faaliyet gösteren işletmelerin DİJİTAL KARNE durumlarının ortaya konması, karne de ortaya çıkan notların değerlendirilmesi ve eksik konuların çözümlerine yönelik tamamlama, iyileştirme ve yeniden tasarlama gibi müdahalelerin yapılması gerekmektedir.

Dijitalleşme sürecine DİJİTAL KARNENİZİ çıkararak başlamak en doğru yöntem olacaktır…

Kurumsallaşmadan Dijitalleşme.

Dünya da ve ülkemizde şirketlerin kurumsallaşıp kişilerden bağımsız hareket edebilme kabiliyeti kazanabilmeleri yönünde yıllardır başta akademik ve özel yayınlar, eğitimler ve farkındalık artırıcı birçok çalışma yürütülmektedir. Kurumsallığı takiben işletmelere yerleşmesi gereken “şirket kültürü” bilincinin yaygınlaşması için ciddi araştırmalar, çalışmalar mevcut.

Ancak globalleşme, küreselleşme, iletişim araçlarının hızlı gelişimi, teknolojik gelişmeler vb. süreçlerine ek son dönemde Dünya’yı etkisi altına alan COVİD-19 pandemisi ile yeni Dünya’nın gündemi artık kesin bir şekilde “Dijitalleşme”

Birçok şirket kurumsallaşma süreç ve serüvenini tam manasıyla tamamlayamadan kendilerini hızlı bir şekilde dijitalleşme çağının içinde buldu. Var olup hayatta kalabilmenin şartları yani oyunun kuralları değişti. Kurumsallaşma sürecinde zaman, emek ve sermaye ayırarak elde edilen veya edilmeye çalışılan birçoğu kişi odaklı planlar, programlar, raporlar dokümanlar, şemalar vb. çalışmaların yeni çağın gereksinimleri karşısında etkinliği azalmış görünüyor.

Sanal ortamların ve bulut sistemlerinin yüksek bir hızla yaygınlaşıp, akıllı teknolojilerin hâkim olduğu bir Dünyada, mal ve hizmet üreten şirketlerin sahip olması gereken özellikler artık bir önceki çağa oranla çok farklı. Sağlam ve güvenilir bir teknolojik altyapıya sahip olmak, yeni çağda kişiye bağımlı kurumsallaşma ve hatta daha ileri seviyesi olan “şirket kültürü” nün önüne geçmiş durumda.

İnternet siteleri ve mobil uygulamaları bugün artık birçok şirketin temsil makamı olmuş durumda. Büyük projeler ve ciddi ortaklıklar dışında şirketlerin yönetim veya alt kademelerinin bir araya geldiği, yüz yüze görüştüğü neredeyse yok gibi. Bugün iş odaklı iletişim ve bilgi akış trafiğinin %78’i mail ortamında %12 telefon aracılığı ile, geri kalan %10 luk kısmı ise yüz yüze temas ile yönetiliyor. Yani artık şirketlerin içerisinde neler olduğundan ve nasıl yönetildiğinden ziyade, ortaya net ve somut olarak ne koyduklarına bakılıyor.

Yaşam şekillerimizin ve buna bağlı iş yapma modellerimizin değişmesi, sonuca ve hıza odaklı olarak istediği tedariki, ürünü veya servisi bir an önce temin edebilmeği her şeyden daha önemli hale getirdi.

Yeni dünyada hem kişisel yaşamın hem de iş sektörünün ister istemez gündemi haline gelen dijitalleşme, şirketler açısından kaçınılmaz süreçlerin tetikçisi oldu. Artık günümüzde bir şirketin klasik manada kurumsallaşıp kurumsallaşamadığının, hiyerarşik şemasının nasıl şekillendiğinin veya biçimlendiğinin, yönetişim modelinin ne olduğunun çok fazla bir önemi kalmadı. Söz konusu şirket bugün operasyonlarını “anlık” takip edebilen bir seviyeye ulaşmış, kendinden beklenen ürün veya hizmetleri dijital endüstriyi ve pazarlama kanallarını kullanarak talep edenlere ulaştırır hale gelmiş ise, günü yakalamış demektir.

Yazılımdan Önce Bakış Açınızı Değiştirin

Yazılım tercihi konusu işletmeler açısından her zaman önemli bir yer tutmuştur. Firmalar çoğu zaman yazılımın kendisi üzerinden çıkarım ve değerlendirmelerde bulunarak tercihlerini buna göre şekillendirmeye çalışırlar. Ancak bu yaklaşım çoğu kez başarının, iyileştirmenin ve istenilen seviyenin yakalanmasını temin etmeye yetmiyor.

Yaşam veya iş fark etmez, hedef olarak ulaşmak istediğiniz ne ise önceden onu net bir şekilde ortaya koymanın gerekliliği her alanda geçerli bir kuraldır. Ve bunun başında da bakış açısı ve yaklaşım gelmektedir. Diğer bir ifadeyle harekete geçmeden önce hareket tarzınızı belirlemeniz gerekir.

İşletmeler aslında yaşayan birer metabolizmadır. Ani hareketler nasıl ki metabolizmaya ya hareket anında veya ileride zarar verir. Aynen bu durum gibi, işletme içinde stratejisi belirlenmeden yapılacak ani hareketler sıkıntı doğuran süreçleri mutlak surette beraberinde getirecektir.

Burada iki temel durum öne çıkmaktadır,

  1. Sağlıklı Bakış Açısı; Yazılım tercihini değiştirme kararı almadan önce “Nereden baktığına göre Değişir” kuralı göz ardı edilmemelidir. Bu aşamada tüm departmanların sürece olan bakış açıları ve önerileri masaya yatırılmalı, yazılım tercihi kısıtlı / dar bir  bakış açısı veya sadece yönetim kararı olma risklerinden kurtarılmalıdır. Bu sayede daha geniş perspektif ile daha doğru değerlendirme yapılması sağlanabilir.
  2. Doğru Yaklaşım; İstisnaları olmakla birlikte genel olarak işletmeler standart ve rutin operasyonlarını yürütmekte iken dış dünya da olup bitenler konusunda bilgi sahibi olma ve günceli takip edip yakalama noktasında geri kalabilirler. İşletme körlüğü denilen bu durum tam da bu noktada karşımıza çıkıyor. İşletme içinden birisi yıllar içerisinde kendi kulvarında ne kadar tecrübe edinmiş olursa olsun genellikle operasyon süreçlerine hep aynı pencereden bakmaktadır. Bu durumu iyileştirmek için nitelikli personel istihdamı ve Danışmanlık Hizmeti almak gereklidir.

İşletmeler yukarıda açıklamaya çalıştığımız iki temel durumu göz önüne alarak harekete geçtiklerinde, projeye dair açık delik kalma olasılığı en aza indirgendiğinden hedef ve başarı tünelin ucunda görünmeye başlıyor.

Şirketiniz Zarar Ediyor Olabilir…

İşletmeler çoğu zaman KAR veya KAZANÇ kavramını yanlış yorumlar. Şirketinizin piyasaya borcunun olmaması, kasa veya banka da parasının olması, deposunda stoğunun olması kar ettiği anlamına gelmez.

Hizmet, ticaret veya üretim işletmesi olmanız bakış açısını değiştirmez. İşletme Karının doğru hesaplanması benzer şekilde bakış açısına sahip olmayı gerektiriyor. Yaptığınız iş ne olursa olsun işletme karının faaliyetiniz ve ona bağlı harcamalar üzerinden hesaplanması gerekiyor.

Ana faaliyetinize bağlı Hizmet Üretim – Ticari Mal – Hammadde maliyetlerinizin takibi ile işletme giderlerinin de doğru bir şekilde kayda alınıp takip edilmesi gerekiyor. Siz farkında olmadan şirketiniz zarar etmeye başlamış veya öteden beri zarar ediyor olabilir. Bu durumu tespit etmek için şirketinizi İŞLETME KARI raporları ile takibe almanız gerekmektedir.

Belirttiğimiz nakit, stok ve borçsuzluk gibi veriler KAR ettiğiniz anlamına gelmez. Aktifleriniz zaman içinde erimeye devam edebilir. Raporlama sisteminiz bu mantığa uygun kurgulanmamışsa durumun farkına varmanız zorlaşır.

Şirketiniz için kısa vadede İŞLETME KARI raporları çok fayda sağlayacağı gibi, periyodik olarak takip etmeniz gereken diğer bir başlık ise BİLANÇO (VAR – YOK) dur. Var – Yok analizi Raporları ile şirketinizin gerçek mali ve finansal durumunu görme imkânınız olacaktır.

İşletme sürekliliğine en önemli katkıyı, şirketinizin faaliyet sonuçlarının doğru raporlama – analiz teknikleri ile yorumlanarak takibe alınması sağlayacaktır.

Denetim Zorunluluk Değil “Konfor” dur…

KONFOR hayatın her alanında aranılan ve tercih edilen bir kriter olmasına rağmen ekonomik anlamda gelir kaynaklarımız olan işletmelerimizin finansal ve mali açıdan KONFOR içinde olup olmadıklarını çoğu zaman bilmiyoruz veya göz ardı ediyoruz. Güvene dayalı yönetici ve personel ilişkileri, öteden beri gelen alışkanlıklar zaman içerisinde biriken ve el uzatılmayan sorunlu konular…

Çoğu işletme doğru zamanda müdahele edilmediği için biriken dert ve problem dağının altında bir türlü istenilen seviyeyi yakalayamadan ticari ömrünü tamamlamak zorunda kalıyor.

İşletmeler çoğu kez Denetim hizmeti almak konusunda çekingen davranırlar. Ancak anlaşmazlıklar, hukuki ve mali sorumluluk ve zorunluluklar gibi mecburiyetler istisna. Son yıllarda şirket hissedar ve ortaklarının özellikle aile şirketlerinin Hile ve Hesap denetimi yaptırma eğilimlerinin arttığı gözleniyor.

İşletmeler de cereyan eden faaliyetler, sonuçlar ve rapor çıktıları ile mukayese edildiğinde makul güvence çerçevesi içerisinde olmalıdır. Denetim hizmetleri genel uygulama itibariyle belli dönemlerin sonunda, iş ve işlemler bittikden sonra ortaya çıkan durumların sağlaması olarak yapılmaktadır. Oysa ki iç denetim, iç kontrol ve faaliyet içi denetimler ile işletme içi faaliyetler daha dönem içinde oluşturulan sürekli denetim teknikleri ile izlenebilmekte ve olası plan – hedef sapmaları işleyiş içerisinde tespit edilebilmektedir. Böylelikle faaliyet dönemi tamamlanmadan tedbir almak mümkün olmaktadır.

Esasen zorunlu olmayan durum ve dönemlerde yapılan Denetimler “Güven ama Kontrol et” yaklaşımını ortaya koymakla kalmayıp, tüm taraflar için şirketin güvenilirliğini test etmektedir. Genel olarak beklenmeyen durumlar ortaya çıkmamakla birlikte, kimi zaman hiç beklenmedik denetim sonuçları ile karşılaşmak mümkün.

Şirketlerin Özel denetim hizmeti almaları bulgu ve tespitlerin o şirketin ve paydaşlarının çıkar ve faydalarına iyileştirme ve tedbirlere olanak sağlaması bir anlamda GÜVEN ve KONFOR artışıdır.

Nakit Akışınızı Takibe Alın

İşletmelerin en temel hedeflerinin başında KAR gelmektedir. Sürdürülebilirliğin elde edilebilmesi için KAR’ın devamlılığı esastır.

Ancak, işletmeler faaliyetlerini KAR ile değil NAKİT ve NAKTE benzer varlıklar ile yürütürler. Elde edilen karın işletme faaliyetlerinin sorunsuz yürütülmesi ve konulan hedeflere ulaşılması için en doğru şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.

İşletmelerin çoğu KAR elde ettiklerinde başarının yakalandığını ve hedefe ulaştıklarını düşünürler. Yalnız başına KAR elde etmek başarı sayılamaz. İşletmelerin ileride karşılacağı Gelir ve Ödemeler dengesini iyi analiz etmeleri gerekir. Aksi takdirde Bütçe Yönetiminiz yoksa, geride bıraktığınız ticari dönem elde ettiğiniz karlar yanlış kararlar ile erime riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Nakit akışının takibe alınması gelir ve tahsilatların azaldığı dönemlerde ödeme ve harcamaların kontrol altında tutulmasına imkan vereceği gibi, finansal açıdan işlerin iyi gittiği dönemlerde ise nakit ve benzeri varlıkların ileriye dönük kullanımı için yol gösterici olacaktır.

Nakit akışınızı bütçe yaklaşımı ile takibe aldığınızda beklenmedik ekonomik durumlar ile karşılaşılması durumunda en azından kendi işletmeniz için önünüzü görmenizi sağlayacağından alacağınız kararlar için ciddi bir destek unsuru olacaktır.